Monday, 5 August 2013
Niye Karşı Çıkılıyor 21, Murat Çetin
Bir de bu posterdeki tanklar neye alamettir acaba...?!!!
Niye karşı Çıkılıyor 20, Yağmur Güvenç
budur :) taksim üzerinde yapılan her türlü yaratıcı ve yaratıcı olmayan fikre, projeye hayır! :) '' bu durumda mimarların görevi hiç bir şey yapmamaktır ''
Niye Karşı Çıkılıyor 19, Evin Eriş
Mimarlar ve kent üzerinde sesini duyurmak isteyen akademisyenler her zaman olduğu gibi, fırsatları değerlendirip kişisel, mimarca mastürbasyon haline geçtiler bile, üstelik henüz sürecin içinde yaşıyor olmamıza rağmen. Mimar ve genç bir akademisyen olarak, yine her zaman hemen hemen her konuda olduğu gibi, olaylar etraflıca değerlendiril(e)meden ani çıkışlar yaşama zamanına gelinmesine karşı çıkmamak elde değil. Bu yarışma bir yana, diğer bir taraftan Taksim için bir Gezi heykelinden bahsedilmeye de başlandı bile (http://rktr.co/17qa3Pw). Tarihte, böyle olaylar sonucu, bu olaylara tanıklık etmiş mekanlarda bu tür temsiliyet meselesi ile ilgili birçok yaklaşımın varlığından elbetteki bahsetmek mümkün. Gezi Parkı ve Gezi olayları için de normal şartlar altında olunsaydı bir heykelin yapılması kabul edilebilir birşey olarak değerlendirilebilirdi düşüncesindeyim, hele hele bu derece siyasi bir hafızaya sahip Taksim Meydanı için. Ancak ve ancak kentin belleğinde zaten dün de siyasi bir nitelikle var olmuş Gezi de (İnönü zamanı), bugün bambaşka bir ruhla siyasi bir direnişin yaşandığı unutuluyor ve bu aşamada somutlaşma/nesnelleşme kaygıları gibi eski tip düşünceler, Gezi Ruhunun yanında fazlasıyla yüzeysel kalıyor. Bugün mücadelesi verilen ‘koruma’ mücadelesini zayıflatan çıkışlardan da öteye geçemiyor.
Tıpkı Gezi eylemindeki eylemcilerin tutumu gibi, dil ve uslup meselesi önemli bir yerde olduğu kadar, Gezi Ruhuna saygı icabı zamanlama meselesinin bir hayli önemli olduğu atlanılmamalı. Şu an içinde bulunulan durumun, mimarlık meselesinin çok ötesinde bir sosyal ve siyasi hale büründüğü, ve yaşanılan her olayın bir mimarlık problemine dönüştürülmesinin, akademisyenler tarafından o hep eleştirilen mimarın kendine biçtiği rollere bürünmüş olmalarına dikkat çekmek gerekir. Mümkünse Taksim’e artık hiçbir şey yapılmasın! Hele hele yarışma yolu ile. Zaman direnme zamanı, zaman düşünce ve beden ile var olma zamanıdır...
Tıpkı Gezi eylemindeki eylemcilerin tutumu gibi, dil ve uslup meselesi önemli bir yerde olduğu kadar, Gezi Ruhuna saygı icabı zamanlama meselesinin bir hayli önemli olduğu atlanılmamalı. Şu an içinde bulunulan durumun, mimarlık meselesinin çok ötesinde bir sosyal ve siyasi hale büründüğü, ve yaşanılan her olayın bir mimarlık problemine dönüştürülmesinin, akademisyenler tarafından o hep eleştirilen mimarın kendine biçtiği rollere bürünmüş olmalarına dikkat çekmek gerekir. Mümkünse Taksim’e artık hiçbir şey yapılmasın! Hele hele yarışma yolu ile. Zaman direnme zamanı, zaman düşünce ve beden ile var olma zamanıdır...
Niye Karşı Çıkılıyor 18, Kenan Güvenç
Ahtapota ayakkabı tasarlamak : SMD Gezi Parkı Öğrenci Fikir Yarışması..!
Anlaşılan ‘Gezi’, parkta durduğu gibi durmayacak.Bundan sonra birbirine iyice dolanmış bulunan ,katılaşıp ,bulunduğu yere çöreklenen kaynaşık statüler de ister istemez çözünecek…direngezinin Gezi’si politik yanı şüphesiz salt AKP ye dönük değil, özellikle aileden başlayarak üniversiteye , korkularımızdan başlayıp, bedenlerimizi siyasi iktidarın temsilcilerine rehin vermeye kadar uzanan, gündelik hayatın çok daha geniş bir baskılama spektrumuna yayılıyor.Başbakan dahi hala Gezi’nin yayıldığı mekanın olası derinliğini merak etmekte.. yani durum sayın Okan Bayülgen’in dediği gibi değil; insanlar bir yaz akşamı ‘hava da çok güzel yahu! ..hadi!..’ diye sokaklara çıkmadılar, sokaklarda öldürülmediler.. Gezi kendiliğinden bir kıpırdanmaydı ve apolitik bir nedene yaslı başladı.Ama ülke sosyolojisine öyle şeyler yükledi ki bundan sonraki süreç bu şarjın maddileşmeleri olarak ve öngörülemeyecek ilişkilenme tarzlarına dönüşe dönüşe devam edecektir.
direngezinin Gezi’si bir kısım marjinal grupların da katıldığı kitlesel protesto değildir. Gezi zaten tüm aktörleriyle birlikte marjinal kitlesel protestodur, marjinal kalacaktır. Duran Adam marjinal biri değildir midir? Normallik maskesi altındaki sinsi otoriteryanizm’i ancak marjinal ‘yani sınır tutan uç’un farketmesi mümkündür. Kişisel olarak otoriteryanizmi gündelik olağan hayatın akışlarının kurumsallaştırılması girişimi olarak görmekteyim. Otoriteryanizm baskıyı önce örgütleyip sonra onu öznesiz bırakarak, baskıcıyı saydamlaştırmanın-gözden ırak tutmanın formudur. Ama basit bir ilişki diyalektiktiğidir; her baskı aynı anda ihlalini de örgütler.bir çok baskı formu gibi otoriteryanizmin panzehiri de hemen her tarihsel dönemde aynı şekilde , aniden belirmiş spontane statü ihlalleridir.Gezi salt tepki değildir elbette çünkü Yeni’dir, ama başlangıcı tepkiye dayalı,sonuçları itibariyle çözünmesi ise ülkenin uzun yıllarını alacağı spontane bir harekettir.bu düştüğüm birinci not olsun..
Cumhuriyet tarihi boyunca mimar; sosyo-tarihsel olarak , mesleki varlığını hep devlet otoriteryanizm’inin silik bir temsilcisi olarak ve statükoda var etmiştir..1930’lar sonu ve 40’lar başındaki İstanbul-Ankara güç çatışmalarından1 , mimarlar odasının ulusal mimarlık politikaları adı altında birkaç yıl öncesine dek körüklediği loncacı totaliter bakışa kadar mimarın mesleki profili tarihi çok ama çok tartışmalı pozisyon alışlarla doludur. Organize olduğu her ortamda toplumsal olarak mesleki meşruiyetinden-toplumun tüm kesimlerinin gönül rızasını almasından- mimar kişi sürekli kuşku duymuştur. Hep ortamdan şikayet etmiş ama ortamın her hangi bir ögesinin en küçük gelişme arzusunu da baştan yok etmeye programlı davranmıştır.-Mesela 1996/1998 arası Mimarlar Odası Genel Merkezinin Mimarlık Dergisinin editörlüğünü Murat Uluğ ile birlikte yaparken Oda Üyeleri yayımladığımız dergilere olan tepkilerini, Oda tarihinde görülmemiş bir şekilde yayın komitesi aleyhine 1000 den fazla imza toplayarak dile getirmişlerdi. _Sizce 2005 te Kongre Vadisi yarışmasının birinci projesinin uygulanması bizzat zamanın Mimarlar Odası yönetimince-jürinin ısrarına rağmen- önlenmeseydi bugünlerde Taksime Topçu Kışlası yaparak ağaçların köküne kibrit suyu ekme cüreti gösterilebilir miydi?..Meşruiyetsizlik kıvrandırıcı bir derttir.Çünkü bir alanda meşru olmak ; ancak siz içsel bir güce sahipseniz , temasta oldunuz toplumsal katmanları ilgili olduğunuz alandan kapsayabilmenize dairdir..Sorun her gündeme geldiğinde ,mimarlar kendilerine, kendinden menkul izole bir alan açıp bunun içine doluşarak, toplumsal meşruiyet sorunundan sıyrılmaya uğraşmışlardır. SMD de mimarların ülke ölçeğindeki meşruiyetsizlik sürecinin yan etkilerinden biri olarak kurulmuştur. Dolayısıyla tüm meslekçi bakış açıları gibi SMD de tam tersi olması gerektiği halde , hayatı mimarlığın peşine takarak, hayatı mimarlığa adapte ederek, mimarın tarihsel olarak koşullanmış zihinsel araçlarını şablonize ederek kendine izole bir yer açabileceğini sanmaktadır.Mimarlığın bir gayrimenkul olarak maddileşebilmesi için sahip olması gereken olmazsa olmaz tek bir şey vardır; yaşamın hareketlendiği alanları kontrol edilebilir referanslara indirgemek… meslekçilik-profesyonalizm- ancak ve ancak hayatın o çok değerli spontane ,rastlantısal,anlık hallerini budaya budaya bu indirgenmiş-yoksullaştırılmış hayat posasına hükmedebilir...Robert Pirsig; hem Zen ve Motorsiklet Bakım Sanatında, hem de Lila’da ; bir alandaki daha düşük bir düzeyin kendisinden daha gelişkin başka bir düzeyi şekillendirmeye kalkıştığında –örneğin sosyal düzeydeki bir oluşumun entelektüel düzeyde bir oluşumu-şiddet dolu, yok edici bir güç edineceğini söyler durur.SMD Yarışması ve Gezi Parkı eylemlilikleri!…Bu düştüğüm ikinci not olsun..
Yarışmanın öğrencilere dönük fikir yarışması olduğu söylenip ne var bunda ! deniliyor...çok tuhaf!..Sn.Aylin Çankaya’nın tam yerinde saptaması gibi :’’ ..Bu yarışma içeriği itibariyle; mimarlık öğrencileri üzerinde mimarların iktidarlarının yeniden üretimi girişimidir’’.Niçin verildiği anlaşılmaz yararlanılabilecek kaynaklarından-niçin’ini tabii ki biliyorum ama bunu ben bile söyleyemem- , alanın mekansal büyüklük tanımlarına ,problemin tarifinden ,oradan ödüllere dek bir inceleyin metni.. Okullu insanlara_bazıları direngeziciler!_ ileride büyüklerine layık mimarlar olması için nasıl düşünmeleri gerektiği, akıl yürütme araçlarının neler olabileceği, probleme nasıl bakılması gerektiği baştan söylenmiyor mu allahaşkına bu şartnamede..?.Sanki tanıdık biri var gibi geldi etrafta..öte yandan fikir yarışmaları bina vs. uygulama yarışmalarından çok daha güçlü yaptırımlara sahiptir. Çünkü müdahil kişi fikir yarışmalarında dış koşulları eleyebilir, askıya alabilir, yeni koşulları mevcutmuş gibi önerebilir ve bu gücüyle sorunun olası tüm imgelemlerine gerçekleştirdiği imgeyle bir hafıza nakli yapar.işte bu yarışmanın bir başka sorunu da budur: benim ve sayısız insanın yan yana gelerek,sadece ama sadece eylemlerini ve başka insanlarla bir araya gelişlerini, sadece şimdi ve burada! yla her an yeniden Gezi’nin imgelemi kılmak isteyenlerin imgelemlerini , toplumsal bir hizip- ki burada SMD oluyor- işgal edilmiş zihinlerin önceden tanımlanmış ‘işleriyle’ işgale kalkışıyor.bu düştüğüm üçüncü not..
Dördüncü ve son notum; kentlilerin çevre konusunda 20. ve taze 21 yüzyıldaki kalkışmalarına bir göz atın hemen hepsi Topçu Kışlası gibi_ fikrende olsa _‘’binalar yapılmasın!’’ diyedir..Siz hiç şehirlerine Müze, Konser, Salonu, Vilayet, Hidroelektrik Santralı, Büyük Kanal yapılsın diye insanların kalkışmalarda bulunduğunu duydunuz mu?..Uygarlık az binayla yüksek hayatlar sürdürmektir.
Birinci notumun getirdiği; Gezi eylemlilikleri gibi spontane süreçler, Kaos teorileri içinden bir fizik kavramıyla değinecek olursam ne yönde gelişeceği bilinemeyen dissipatif -dağılcıl-yapılardır ,içlerinde olağanüstü güzellikte fraktal desenler barındırırlar.Bu süreçlerin mimar zihniyle temsil edilebileceğini sanmak abesle iştigaldir..Niyetiniz ne olursa olsun otoriteryanizmin bir kolu bu abesle iştigallerden türüyor.
İkinci notumun getirdiği; SMD ve direngezi! nin yarattığı Gezi Parkı aynı toplumsal fazın odakları değildir., SMD eğer TV kumandası ise, direngezi!nin Gezi’si kumanda içindeki kalem pildir.Kumanda ile pili çalıştırmaya kalkışıyorsunuz. Had aşımında israr etmeyiniz.
Üçüncü notum şunu söylüyor; Meslekçi mimarlar!.. Okullu insanların zihinlerini o çizimi kuvvetli ellerinizle karıştırmayınız..
Bahsetmediğim bir son not; Sn.Cemal Saydam hocamızın önayak olduğu İstanbul Kanal Projesinin yapımının iptali için hep beraber bir şeyler yapalım..
Ben söyledim diye değil yanlış bir adım atıldı diye bu yarışmayı iptal edip orantısız zekalılara-mimarlık öğrencisi ya da değil- bir yer açınız; mesela buraya nasıl bir yarışma açalım? yarışması ! açılsın....benim SMD ye bu türden yarışma için bir önerim var; ‘Duran Adam’ Sn.Erdem Gündüz için -beni bağışlasın- Taksim de bir yerlerde bir durma noktası ve bakacağı objeyi tasarlayın sevgili insanlar. Ne saçma değil mi?..Aynı ahtapota ayakkabı tasarlamak gibi!..
Lütfen yarışmanızı geri çekiniz. Sakıncalarla dolu bir yarışma bu..
( 1) Yapı Kredi Bankası Yayınlarının Ankara kitabındaki ‘Örtük bir Çatışma Şüphesi’ makalemde mimari proje yarışmalarında Türkiye’deki mimarların tavır ve davranışlarının genetiğinin ipuçları mevcut sanırım
Anlaşılan ‘Gezi’, parkta durduğu gibi durmayacak.Bundan sonra birbirine iyice dolanmış bulunan ,katılaşıp ,bulunduğu yere çöreklenen kaynaşık statüler de ister istemez çözünecek…direngezinin Gezi’si politik yanı şüphesiz salt AKP ye dönük değil, özellikle aileden başlayarak üniversiteye , korkularımızdan başlayıp, bedenlerimizi siyasi iktidarın temsilcilerine rehin vermeye kadar uzanan, gündelik hayatın çok daha geniş bir baskılama spektrumuna yayılıyor.Başbakan dahi hala Gezi’nin yayıldığı mekanın olası derinliğini merak etmekte.. yani durum sayın Okan Bayülgen’in dediği gibi değil; insanlar bir yaz akşamı ‘hava da çok güzel yahu! ..hadi!..’ diye sokaklara çıkmadılar, sokaklarda öldürülmediler.. Gezi kendiliğinden bir kıpırdanmaydı ve apolitik bir nedene yaslı başladı.Ama ülke sosyolojisine öyle şeyler yükledi ki bundan sonraki süreç bu şarjın maddileşmeleri olarak ve öngörülemeyecek ilişkilenme tarzlarına dönüşe dönüşe devam edecektir.
direngezinin Gezi’si bir kısım marjinal grupların da katıldığı kitlesel protesto değildir. Gezi zaten tüm aktörleriyle birlikte marjinal kitlesel protestodur, marjinal kalacaktır. Duran Adam marjinal biri değildir midir? Normallik maskesi altındaki sinsi otoriteryanizm’i ancak marjinal ‘yani sınır tutan uç’un farketmesi mümkündür. Kişisel olarak otoriteryanizmi gündelik olağan hayatın akışlarının kurumsallaştırılması girişimi olarak görmekteyim. Otoriteryanizm baskıyı önce örgütleyip sonra onu öznesiz bırakarak, baskıcıyı saydamlaştırmanın-gözden ırak tutmanın formudur. Ama basit bir ilişki diyalektiktiğidir; her baskı aynı anda ihlalini de örgütler.bir çok baskı formu gibi otoriteryanizmin panzehiri de hemen her tarihsel dönemde aynı şekilde , aniden belirmiş spontane statü ihlalleridir.Gezi salt tepki değildir elbette çünkü Yeni’dir, ama başlangıcı tepkiye dayalı,sonuçları itibariyle çözünmesi ise ülkenin uzun yıllarını alacağı spontane bir harekettir.bu düştüğüm birinci not olsun..
Cumhuriyet tarihi boyunca mimar; sosyo-tarihsel olarak , mesleki varlığını hep devlet otoriteryanizm’inin silik bir temsilcisi olarak ve statükoda var etmiştir..1930’lar sonu ve 40’lar başındaki İstanbul-Ankara güç çatışmalarından1 , mimarlar odasının ulusal mimarlık politikaları adı altında birkaç yıl öncesine dek körüklediği loncacı totaliter bakışa kadar mimarın mesleki profili tarihi çok ama çok tartışmalı pozisyon alışlarla doludur. Organize olduğu her ortamda toplumsal olarak mesleki meşruiyetinden-toplumun tüm kesimlerinin gönül rızasını almasından- mimar kişi sürekli kuşku duymuştur. Hep ortamdan şikayet etmiş ama ortamın her hangi bir ögesinin en küçük gelişme arzusunu da baştan yok etmeye programlı davranmıştır.-Mesela 1996/1998 arası Mimarlar Odası Genel Merkezinin Mimarlık Dergisinin editörlüğünü Murat Uluğ ile birlikte yaparken Oda Üyeleri yayımladığımız dergilere olan tepkilerini, Oda tarihinde görülmemiş bir şekilde yayın komitesi aleyhine 1000 den fazla imza toplayarak dile getirmişlerdi. _Sizce 2005 te Kongre Vadisi yarışmasının birinci projesinin uygulanması bizzat zamanın Mimarlar Odası yönetimince-jürinin ısrarına rağmen- önlenmeseydi bugünlerde Taksime Topçu Kışlası yaparak ağaçların köküne kibrit suyu ekme cüreti gösterilebilir miydi?..Meşruiyetsizlik kıvrandırıcı bir derttir.Çünkü bir alanda meşru olmak ; ancak siz içsel bir güce sahipseniz , temasta oldunuz toplumsal katmanları ilgili olduğunuz alandan kapsayabilmenize dairdir..Sorun her gündeme geldiğinde ,mimarlar kendilerine, kendinden menkul izole bir alan açıp bunun içine doluşarak, toplumsal meşruiyet sorunundan sıyrılmaya uğraşmışlardır. SMD de mimarların ülke ölçeğindeki meşruiyetsizlik sürecinin yan etkilerinden biri olarak kurulmuştur. Dolayısıyla tüm meslekçi bakış açıları gibi SMD de tam tersi olması gerektiği halde , hayatı mimarlığın peşine takarak, hayatı mimarlığa adapte ederek, mimarın tarihsel olarak koşullanmış zihinsel araçlarını şablonize ederek kendine izole bir yer açabileceğini sanmaktadır.Mimarlığın bir gayrimenkul olarak maddileşebilmesi için sahip olması gereken olmazsa olmaz tek bir şey vardır; yaşamın hareketlendiği alanları kontrol edilebilir referanslara indirgemek… meslekçilik-profesyonalizm- ancak ve ancak hayatın o çok değerli spontane ,rastlantısal,anlık hallerini budaya budaya bu indirgenmiş-yoksullaştırılmış hayat posasına hükmedebilir...Robert Pirsig; hem Zen ve Motorsiklet Bakım Sanatında, hem de Lila’da ; bir alandaki daha düşük bir düzeyin kendisinden daha gelişkin başka bir düzeyi şekillendirmeye kalkıştığında –örneğin sosyal düzeydeki bir oluşumun entelektüel düzeyde bir oluşumu-şiddet dolu, yok edici bir güç edineceğini söyler durur.SMD Yarışması ve Gezi Parkı eylemlilikleri!…Bu düştüğüm ikinci not olsun..
Yarışmanın öğrencilere dönük fikir yarışması olduğu söylenip ne var bunda ! deniliyor...çok tuhaf!..Sn.Aylin Çankaya’nın tam yerinde saptaması gibi :’’ ..Bu yarışma içeriği itibariyle; mimarlık öğrencileri üzerinde mimarların iktidarlarının yeniden üretimi girişimidir’’.Niçin verildiği anlaşılmaz yararlanılabilecek kaynaklarından-niçin’ini tabii ki biliyorum ama bunu ben bile söyleyemem- , alanın mekansal büyüklük tanımlarına ,problemin tarifinden ,oradan ödüllere dek bir inceleyin metni.. Okullu insanlara_bazıları direngeziciler!_ ileride büyüklerine layık mimarlar olması için nasıl düşünmeleri gerektiği, akıl yürütme araçlarının neler olabileceği, probleme nasıl bakılması gerektiği baştan söylenmiyor mu allahaşkına bu şartnamede..?.Sanki tanıdık biri var gibi geldi etrafta..öte yandan fikir yarışmaları bina vs. uygulama yarışmalarından çok daha güçlü yaptırımlara sahiptir. Çünkü müdahil kişi fikir yarışmalarında dış koşulları eleyebilir, askıya alabilir, yeni koşulları mevcutmuş gibi önerebilir ve bu gücüyle sorunun olası tüm imgelemlerine gerçekleştirdiği imgeyle bir hafıza nakli yapar.işte bu yarışmanın bir başka sorunu da budur: benim ve sayısız insanın yan yana gelerek,sadece ama sadece eylemlerini ve başka insanlarla bir araya gelişlerini, sadece şimdi ve burada! yla her an yeniden Gezi’nin imgelemi kılmak isteyenlerin imgelemlerini , toplumsal bir hizip- ki burada SMD oluyor- işgal edilmiş zihinlerin önceden tanımlanmış ‘işleriyle’ işgale kalkışıyor.bu düştüğüm üçüncü not..
Dördüncü ve son notum; kentlilerin çevre konusunda 20. ve taze 21 yüzyıldaki kalkışmalarına bir göz atın hemen hepsi Topçu Kışlası gibi_ fikrende olsa _‘’binalar yapılmasın!’’ diyedir..Siz hiç şehirlerine Müze, Konser, Salonu, Vilayet, Hidroelektrik Santralı, Büyük Kanal yapılsın diye insanların kalkışmalarda bulunduğunu duydunuz mu?..Uygarlık az binayla yüksek hayatlar sürdürmektir.
Birinci notumun getirdiği; Gezi eylemlilikleri gibi spontane süreçler, Kaos teorileri içinden bir fizik kavramıyla değinecek olursam ne yönde gelişeceği bilinemeyen dissipatif -dağılcıl-yapılardır ,içlerinde olağanüstü güzellikte fraktal desenler barındırırlar.Bu süreçlerin mimar zihniyle temsil edilebileceğini sanmak abesle iştigaldir..Niyetiniz ne olursa olsun otoriteryanizmin bir kolu bu abesle iştigallerden türüyor.
İkinci notumun getirdiği; SMD ve direngezi! nin yarattığı Gezi Parkı aynı toplumsal fazın odakları değildir., SMD eğer TV kumandası ise, direngezi!nin Gezi’si kumanda içindeki kalem pildir.Kumanda ile pili çalıştırmaya kalkışıyorsunuz. Had aşımında israr etmeyiniz.
Üçüncü notum şunu söylüyor; Meslekçi mimarlar!.. Okullu insanların zihinlerini o çizimi kuvvetli ellerinizle karıştırmayınız..
Bahsetmediğim bir son not; Sn.Cemal Saydam hocamızın önayak olduğu İstanbul Kanal Projesinin yapımının iptali için hep beraber bir şeyler yapalım..
Ben söyledim diye değil yanlış bir adım atıldı diye bu yarışmayı iptal edip orantısız zekalılara-mimarlık öğrencisi ya da değil- bir yer açınız; mesela buraya nasıl bir yarışma açalım? yarışması ! açılsın....benim SMD ye bu türden yarışma için bir önerim var; ‘Duran Adam’ Sn.Erdem Gündüz için -beni bağışlasın- Taksim de bir yerlerde bir durma noktası ve bakacağı objeyi tasarlayın sevgili insanlar. Ne saçma değil mi?..Aynı ahtapota ayakkabı tasarlamak gibi!..
Lütfen yarışmanızı geri çekiniz. Sakıncalarla dolu bir yarışma bu..
( 1) Yapı Kredi Bankası Yayınlarının Ankara kitabındaki ‘Örtük bir Çatışma Şüphesi’ makalemde mimari proje yarışmalarında Türkiye’deki mimarların tavır ve davranışlarının genetiğinin ipuçları mevcut sanırım
Niye Karşı Çıkılıyor 17, Yağmur Güvenç
elbette bu bir fikir yarışması. Fakat burada '' mimarlık öğrencilerine önemli şeyler katabilecek, toplumsal dinamikleri ne kadar göz önünde tutabildiklerini ortaya serebilecek bir yarışma'' derken bile neden bu yarışmaya karşı çıktığımı hatırlatıyorsunuz. Mimarlık öğrencilerine bu etkisel alanı geniş olan yerleri toplumsal dinamiklere göre nasıl kontrol edebileceklerini zaten kimse öğretemez. ve yanlış bir düşüncedir bence. toplumsal dinamikleri göz önünde tutarak baştan bir mekanizma kuramazlar. gezi olaylarına katılmadınız demiyorum. hiç katılmasanız da olur kişisel seçiminize asla bir şey diyemem bekçilik yapamam. fakat bu tarz yarışmalara elbette bir şey diyebilirim. öğrencilere 'uzaktan neyi nasıl değerlendirebildiklerini' değil neyin nasıl parçası olabilecekleri anlatılmalıdır. Bu yarışma bu kötü müfredatların başka bir yüzüdür.
Taksim'de kapalı kapılar ardında gerçekleştirilen süreç, Uğur Tanyeli'nin deyimiyle "histiografik" bir sorun. Binaları yeniden yaparak geçmiş yeniden inşa edilemez. Geçmişin sorunsuz olduğu sorunlu bir duruş. Walter Benjamin'in de belirttiği gibi aslında estetizasyon "totaliter bir tavır". demiş sayın ipek akpınar.
bu estetizasyon totaliter bir tavırdır. ve bu estetizasyon bir de mimarlık öğrencileri tarafından düşünülsün bakalım diyen bu yarışma totaliter tavırın alasıdır!
taksim'e dokunmanın alternatif biçimleri de alternatif olmayan biçimleri gibidir. topçu kışlasından önce ermeni mezarlığı olduğu.. (redhack'i hepimiz takip ediyoruz sanırım.:)) akp sadece kendi işine geleni sembolik açılardan yapmak istiyor olabilir. ve bunu halk kabul etmedi.. mimarların yaptığı rant amacı olmayan fikirleri de belki halk kabul etmeyecek ne malum.. ikisi de kontrolcü....
Bugün 'fikirler' böyle yönlendirilse, yarın fikirler kadar masum olmayacak başka bir akp zihniyetiyle daha karşı karşıya olacağız. 'yapılan projeler hayali değil gerçek olsa belki haklı olurdunuz' demişsiniz. bugün düşünülür yarın neticelenir bundan kuşkum yok :)
Taksim'de kapalı kapılar ardında gerçekleştirilen süreç, Uğur Tanyeli'nin deyimiyle "histiografik" bir sorun. Binaları yeniden yaparak geçmiş yeniden inşa edilemez. Geçmişin sorunsuz olduğu sorunlu bir duruş. Walter Benjamin'in de belirttiği gibi aslında estetizasyon "totaliter bir tavır". demiş sayın ipek akpınar.
bu estetizasyon totaliter bir tavırdır. ve bu estetizasyon bir de mimarlık öğrencileri tarafından düşünülsün bakalım diyen bu yarışma totaliter tavırın alasıdır!
taksim'e dokunmanın alternatif biçimleri de alternatif olmayan biçimleri gibidir. topçu kışlasından önce ermeni mezarlığı olduğu.. (redhack'i hepimiz takip ediyoruz sanırım.:)) akp sadece kendi işine geleni sembolik açılardan yapmak istiyor olabilir. ve bunu halk kabul etmedi.. mimarların yaptığı rant amacı olmayan fikirleri de belki halk kabul etmeyecek ne malum.. ikisi de kontrolcü....
Bugün 'fikirler' böyle yönlendirilse, yarın fikirler kadar masum olmayacak başka bir akp zihniyetiyle daha karşı karşıya olacağız. 'yapılan projeler hayali değil gerçek olsa belki haklı olurdunuz' demişsiniz. bugün düşünülür yarın neticelenir bundan kuşkum yok :)
Niye Karşı Çıkılıyor 16, Yağmur Güvenç
ne kadar tepeden baktıkları açık diye bir anlamı siz çıkardınız. ben öyle demediğimi söyledim. benim dediğim şey bir mimar olarak akpnin yaptığının aynısı yapılıyor şu anda. eğer duygusallık gerekiyorsa o da olmalı. rant amaçlı olsun olmasın.bu kontrol fikrine dayalıdır. hadi bakalım biz mimarlar şurayı bir gözden geçirelim diye oraya proje falan yapamazsın. elimizdekiyle yetinme meselesi değil.o halde bu projede kazanan fikir uygulansın sonra elimizdekiyle yetinmeyelim muhafazakar değiliz diye bir yarışma daha çıkaralım onu da yapalım. sonra bir tane daha.... ne güzel. ayrıca akp ile mimarlar zıt insanlar değildir. akpli olan mimar da var olmayan da.. bu yarışmaya cevap verecek profil ne olursa olsun... mimarlar akpden daha üstün insanlar değil onların taksim için yeni projeleri kabul edilebilir olsun. diyorum ki...bir mimar gözüyle değil, orada yaşayanlardan biri gibi bakmalıyız. haritada görünenden çok daha ötesi bir etki alanına sahiptir.üstelik şu an istanbuldan bahsediyoruz. türkiyenin ağırlık merkezinden... akpnin oraya yapmak istediği projeler ile mimarların projesi arasında bir fark yok. ben orda yaşayanlardan biriyim ve akpnin projelerini istemediğim için gezi olaylarına karıştım. ve ben senin 'mimarlar' olarak da projeni istemiyorum aynı şekilde ve şu andan itibaren bir imza kampanyası başlatıyorum.
sen bir mimar değil bir kişi olduğunu farkına vararak yaşadığın alanda söz sahibi olabilirsin. daha ötesi veya daha gerisi değilsin!
eğer mimar olarak söz sahibi olman gerekiyorsa ya boş bir arsada ya da oldukça sorunlu bir yapıda söz sahibi olursun bilge'cim. aynı bunu demeye çalıştım. çünkü yaşayanlar olarak taksim üstünde yeni bir fikir istemiyoruz. şu an da yeni bir mimari proje gerektirecek bir sorun yok kamu ve halk olarak bunu düşünüyoruz. bunu düşündüğümüz halde hayır kamunun yararına yeni bir şey yapacağız derseniz akpden bu yüzden farkınız kalmaz mimarlar olaraktan. fazla sert olduğumun farkındayım. çünkü böyle davranmak zorunda kaldım. bence burada ikimizin arasındaki tartışma daha çok sürmesin çünkü yarışmaya olan tepkinin etkisi düşüyor. başlatılması 'muhtemel' olan imza kampanyasında imza vererek veya vermeyerek daha politik bir şekilde düşüncelerimizi yansıtmış oluruz. teşekkür ederim çok
sen bir mimar değil bir kişi olduğunu farkına vararak yaşadığın alanda söz sahibi olabilirsin. daha ötesi veya daha gerisi değilsin!
eğer mimar olarak söz sahibi olman gerekiyorsa ya boş bir arsada ya da oldukça sorunlu bir yapıda söz sahibi olursun bilge'cim. aynı bunu demeye çalıştım. çünkü yaşayanlar olarak taksim üstünde yeni bir fikir istemiyoruz. şu an da yeni bir mimari proje gerektirecek bir sorun yok kamu ve halk olarak bunu düşünüyoruz. bunu düşündüğümüz halde hayır kamunun yararına yeni bir şey yapacağız derseniz akpden bu yüzden farkınız kalmaz mimarlar olaraktan. fazla sert olduğumun farkındayım. çünkü böyle davranmak zorunda kaldım. bence burada ikimizin arasındaki tartışma daha çok sürmesin çünkü yarışmaya olan tepkinin etkisi düşüyor. başlatılması 'muhtemel' olan imza kampanyasında imza vererek veya vermeyerek daha politik bir şekilde düşüncelerimizi yansıtmış oluruz. teşekkür ederim çok
Niye Karşı Çıkılıyor 15, Yağmur Güvenç
Her konuda müthiş yaratıcılığımızın olması müthiş fikirlerimizin olması gerekmiyor maalesef. Çünkü bazen fikirler eylemlerden daha tehlikelidir. Her fikre açık olsaydık biri lunapark yapardı taksime diğeri avm yapardı ( yapıyordu da dur dedik allahtan) gayet güzel yaratıcı avm kışla fikirleri vardı sayın akpli beylerin. İyi ki muhafazakarız da engelledik. Eğer senin fikrin, başkalarının yaşam alanlarına karışıyorsa, tepki vermek zorundayız. Fikrin kendisi taksimi yok etmeyebilir fakat zihniyeti orayı kontrol amaçlıysa ki bu yarışma tamamen bununla alakalıdır, istanbulu yok etmekten farkı kalmaz. Mimarların dokunması hükümetin dokunması gibi olmayacaktır demişsin.bir de tarihsel verilere saygı gösterilcektir demişsin. kışla fikri de tarihe saygı gösterek bir fikirdi. önemli olan tarih değil tarihle süregelen 'şu an'. sen taksimin şu an'ına saldırırsan bu yarışma gibi akp diktasından farkın kalmaz. ayrıca akp diktaları da kendi kafalarına göre inşa etmiceklerdi akpli bir mimar bulacaklar elbet kışlayı restitüsyonu-replikası bir mimarla yapılır. Şimdi oraya kışla görünümlü avm yapmayı engelledik daha yeni gezi olayları çıktı sürüyor bu yarışma kalmış gelmiş yeni bir şey öneriyor akp gibi. Yeni fikirlerin hepsine karşı değilim. O yeni fikrin kimi nasıl etkilediğine ne olduğuna göre değişir bu. O halde, topçu kışlası yeni fikrine karşı olduğu için tüm gezi direnişçileri muhafazakardır. Bunu da iddia ediyorsan tamam... Burada seninle tartışıyorum fakat muhattabım direk sen değilsin yanlış anlama. Ben ilk başka olduğu gibi bu yarışmanın kendisine karşıyım. Bilge Can, eğer vaktini ayırıp şu yazıyı okursan çok sevinirim : http://rktr.co/15cTr1T burada sy 50 onat öktemin küçük bir yazısı var.. eğer okursan benim gibi düşünmenin o kadar da kötü olmadığını görebilirsin. Çünkü sanırım ben iyi anlatamıyorum bunu...
ayrıca şunu da belirtmek istiyorum. Haritalardan incelememe durumunun duygusallıkla hiç bir alakası yok. Taksime orda yaşayanlardan biri gibi bakmalıyız, dürbünle yeryüzünü inceleyen iktidar tanrı olarak değil. Yoksa yaptıklarımız kontrole dönüşür. Akp gibi.. Murat Çetin'in de ifade ettiği gibi, eğer yeryüzünde taksimin içindeyiz, bir kişi olarak oradayız gibi bakmazsak o yaşama alanının bir parçası olamayız ve sonuç olarak da bu tür yarışmaları ortaya çıkarırız. Ben haritaya bakarak duygusallığı yok etmiyorum, ben haritaya bakarak o yerde yaşadığımı unutuyorum ve orayı kontrole odaklanıyorum. demek istediğim buydu. sizin ifade ettiğiniz gibi 'o kadar da duygusal olmamak ' meselesi değildi.
ayrıca şunu da belirtmek istiyorum. Haritalardan incelememe durumunun duygusallıkla hiç bir alakası yok. Taksime orda yaşayanlardan biri gibi bakmalıyız, dürbünle yeryüzünü inceleyen iktidar tanrı olarak değil. Yoksa yaptıklarımız kontrole dönüşür. Akp gibi.. Murat Çetin'in de ifade ettiği gibi, eğer yeryüzünde taksimin içindeyiz, bir kişi olarak oradayız gibi bakmazsak o yaşama alanının bir parçası olamayız ve sonuç olarak da bu tür yarışmaları ortaya çıkarırız. Ben haritaya bakarak duygusallığı yok etmiyorum, ben haritaya bakarak o yerde yaşadığımı unutuyorum ve orayı kontrole odaklanıyorum. demek istediğim buydu. sizin ifade ettiğiniz gibi 'o kadar da duygusal olmamak ' meselesi değildi.
Subscribe to:
Posts (Atom)