Showing posts with label Kenan Güvenç. Show all posts
Showing posts with label Kenan Güvenç. Show all posts

Monday, 5 August 2013

Niye Karşı Çıkılıyor 27, Kenan Güvenç

okullu insanlar!..bu yarışmayı bir fikir yarışması olarak görmeyiniz.bu yarışma oraya öneri hazırlayacak insanları baştan tasfiye etmiştir.yarışmanın belirlemeye çalıştığı gezi imgelemi tasarım adına yarışma yoluyla üzerine baskı yapılabilecek bir strüktür değildir.Okullarınızda sizlere ne yapılıyorsa burada da o yapılıyor..bu nedenle ısrar edilipte yapılan her çalışma, topçu kışlası nasıl o karton bina imgesiyle-başka birşey olma olasılığı zaten yok- Geziyi rehin alma girişimi olduysa bu türden yeni bir rehin alma girişimi olacaktır.Bunun masumiyeti yok,iyi niyetlilik burada geçersiz.bu yarışma ne bir yarışmadır ne bir fikir beyanı platformudur:tam 24 kriterle belirlenmiş fakat 24 kriterin içinde ‘..ütopyalar yaratmak’..bir kriter olarak yeralırken tek bir kriterde bile Gezi’ye,spontan mekansallıklara,geçici mekansal örgütlenmelerin zihinsel araçlarına işaret edilmemesi ,sizden; SMD nin; dünyaya,o muazzam İstanbula, insanlara ve mimarlığa bakışını sizlerin sırtından onaylatma pervasızlığı değil midir?Bu 24 kriter, şehirlere,sokaklara ,meydanlara ,tabiata ve yakınındaki ilgili herşeye bir yaklaşım geliştirebilmek için çoktan ömrünü doldurmuş ne yazık ki çoğu da akademiya entelektüalizminin her durumda oraya buraya savurduğu aynı basmakalıp ,şabloncu ,fosil düşüncelerin bir tezahürü değil midir?bunları niçin yazdılar sizce?çünkü başka bir dünyayı tahayyül edemiyorlar.baktıkları dünyanın çoktan tedavülden kalkmış olduğunu da anlayamıyorlar.ve bu 24 kriterle okullu insanların imgelemlerini rehin alıyorlar.buradan sonra üreteceğiniz her fikir zaten baştan ‘büyükleriniz’ tarafından kapsanmış durumdadır.şimdi şöyle yapsam; bu kriterleri yok saysaydım ,yarışma alan sınırlarını yadsıyarak bu sınırların hiçbir zaman oluşamayacağını varsaysaydım,nasıl sunulacağı üzerine koşulları da takmasaydım,önerilen kaynaklara değil de kendi İstanbul deneyimlerimden birine yaslansaydım geride SOS Gezi yarışmasından eser kalır mıydı? kalmazdı..Bunları yapsaydım sanırım sonunda kendimi yine o sıcak Gezi günlerinin tariflenemeyecek şekillendirilemeyecek esintisi içinde bulur ve oradan geleceğin belirsiz harikuladeliğine bir selam çakardım.Bu yarışma 1 kasım 2013 teki teslim tarihinden önce arkamızda kalacak.eminim..kg

Niye Karşı Çıkılıyor 18, Kenan Güvenç

Ahtapota ayakkabı tasarlamak : SMD Gezi Parkı Öğrenci Fikir Yarışması..!
Anlaşılan ‘Gezi’, parkta durduğu gibi durmayacak.Bundan sonra birbirine iyice dolanmış bulunan ,katılaşıp ,bulunduğu yere çöreklenen kaynaşık statüler de ister istemez çözünecek…direngezinin Gezi’si politik yanı şüphesiz salt AKP ye dönük değil, özellikle aileden başlayarak üniversiteye , korkularımızdan başlayıp, bedenlerimizi siyasi iktidarın temsilcilerine rehin vermeye kadar uzanan, gündelik hayatın çok daha geniş bir baskılama spektrumuna yayılıyor.Başbakan dahi hala Gezi’nin yayıldığı mekanın olası derinliğini merak etmekte.. yani durum sayın Okan Bayülgen’in dediği gibi değil; insanlar bir yaz akşamı ‘hava da çok güzel yahu! ..hadi!..’ diye sokaklara çıkmadılar, sokaklarda öldürülmediler.. Gezi kendiliğinden bir kıpırdanmaydı ve apolitik bir nedene yaslı başladı.Ama ülke sosyolojisine öyle şeyler yükledi ki bundan sonraki süreç bu şarjın maddileşmeleri olarak ve öngörülemeyecek ilişkilenme tarzlarına dönüşe dönüşe devam edecektir. 
direngezinin Gezi’si bir kısım marjinal grupların da katıldığı kitlesel protesto değildir. Gezi zaten tüm aktörleriyle birlikte marjinal kitlesel protestodur, marjinal kalacaktır. Duran Adam marjinal biri değildir midir? Normallik maskesi altındaki sinsi otoriteryanizm’i ancak marjinal ‘yani sınır tutan uç’un farketmesi mümkündür. Kişisel olarak otoriteryanizmi gündelik olağan hayatın akışlarının kurumsallaştırılması girişimi olarak görmekteyim. Otoriteryanizm baskıyı önce örgütleyip sonra onu öznesiz bırakarak, baskıcıyı saydamlaştırmanın-gözden ırak tutmanın formudur. Ama basit bir ilişki diyalektiktiğidir; her baskı aynı anda ihlalini de örgütler.bir çok baskı formu gibi otoriteryanizmin panzehiri de hemen her tarihsel dönemde aynı şekilde , aniden belirmiş spontane statü ihlalleridir.Gezi salt tepki değildir elbette çünkü Yeni’dir, ama başlangıcı tepkiye dayalı,sonuçları itibariyle çözünmesi ise ülkenin uzun yıllarını alacağı spontane bir harekettir.bu düştüğüm birinci not olsun..
Cumhuriyet tarihi boyunca mimar; sosyo-tarihsel olarak , mesleki varlığını hep devlet otoriteryanizm’inin silik bir temsilcisi olarak ve statükoda var etmiştir..1930’lar sonu ve 40’lar başındaki İstanbul-Ankara güç çatışmalarından1 , mimarlar odasının ulusal mimarlık politikaları adı altında birkaç yıl öncesine dek körüklediği loncacı totaliter bakışa kadar mimarın mesleki profili tarihi çok ama çok tartışmalı pozisyon alışlarla doludur. Organize olduğu her ortamda toplumsal olarak mesleki meşruiyetinden-toplumun tüm kesimlerinin gönül rızasını almasından- mimar kişi sürekli kuşku duymuştur. Hep ortamdan şikayet etmiş ama ortamın her hangi bir ögesinin en küçük gelişme arzusunu da baştan yok etmeye programlı davranmıştır.-Mesela 1996/1998 arası Mimarlar Odası Genel Merkezinin Mimarlık Dergisinin editörlüğünü Murat Uluğ ile birlikte yaparken Oda Üyeleri yayımladığımız dergilere olan tepkilerini, Oda tarihinde görülmemiş bir şekilde yayın komitesi aleyhine 1000 den fazla imza toplayarak dile getirmişlerdi. _Sizce 2005 te Kongre Vadisi yarışmasının birinci projesinin uygulanması bizzat zamanın Mimarlar Odası yönetimince-jürinin ısrarına rağmen- önlenmeseydi bugünlerde Taksime Topçu Kışlası yaparak ağaçların köküne kibrit suyu ekme cüreti gösterilebilir miydi?..Meşruiyetsizlik kıvrandırıcı bir derttir.Çünkü bir alanda meşru olmak ; ancak siz içsel bir güce sahipseniz , temasta oldunuz toplumsal katmanları ilgili olduğunuz alandan kapsayabilmenize dairdir..Sorun her gündeme geldiğinde ,mimarlar kendilerine, kendinden menkul izole bir alan açıp bunun içine doluşarak, toplumsal meşruiyet sorunundan sıyrılmaya uğraşmışlardır. SMD de mimarların ülke ölçeğindeki meşruiyetsizlik sürecinin yan etkilerinden biri olarak kurulmuştur. Dolayısıyla tüm meslekçi bakış açıları gibi SMD de tam tersi olması gerektiği halde , hayatı mimarlığın peşine takarak, hayatı mimarlığa adapte ederek, mimarın tarihsel olarak koşullanmış zihinsel araçlarını şablonize ederek kendine izole bir yer açabileceğini sanmaktadır.Mimarlığın bir gayrimenkul olarak maddileşebilmesi için sahip olması gereken olmazsa olmaz tek bir şey vardır; yaşamın hareketlendiği alanları kontrol edilebilir referanslara indirgemek… meslekçilik-profesyonalizm- ancak ve ancak hayatın o çok değerli spontane ,rastlantısal,anlık hallerini budaya budaya bu indirgenmiş-yoksullaştırılmış hayat posasına hükmedebilir...Robert Pirsig; hem Zen ve Motorsiklet Bakım Sanatında, hem de Lila’da ; bir alandaki daha düşük bir düzeyin kendisinden daha gelişkin başka bir düzeyi şekillendirmeye kalkıştığında –örneğin sosyal düzeydeki bir oluşumun entelektüel düzeyde bir oluşumu-şiddet dolu, yok edici bir güç edineceğini söyler durur.SMD Yarışması ve Gezi Parkı eylemlilikleri!…Bu düştüğüm ikinci not olsun..
Yarışmanın öğrencilere dönük fikir yarışması olduğu söylenip ne var bunda ! deniliyor...çok tuhaf!..Sn.Aylin Çankaya’nın tam yerinde saptaması gibi :’’ ..Bu yarışma içeriği itibariyle; mimarlık öğrencileri üzerinde mimarların iktidarlarının yeniden üretimi girişimidir’’.Niçin verildiği anlaşılmaz yararlanılabilecek kaynaklarından-niçin’ini tabii ki biliyorum ama bunu ben bile söyleyemem- , alanın mekansal büyüklük tanımlarına ,problemin tarifinden ,oradan ödüllere dek bir inceleyin metni.. Okullu insanlara_bazıları direngeziciler!_ ileride büyüklerine layık mimarlar olması için nasıl düşünmeleri gerektiği, akıl yürütme araçlarının neler olabileceği, probleme nasıl bakılması gerektiği baştan söylenmiyor mu allahaşkına bu şartnamede..?.Sanki tanıdık biri var gibi geldi etrafta..öte yandan fikir yarışmaları bina vs. uygulama yarışmalarından çok daha güçlü yaptırımlara sahiptir. Çünkü müdahil kişi fikir yarışmalarında dış koşulları eleyebilir, askıya alabilir, yeni koşulları mevcutmuş gibi önerebilir ve bu gücüyle sorunun olası tüm imgelemlerine gerçekleştirdiği imgeyle bir hafıza nakli yapar.işte bu yarışmanın bir başka sorunu da budur: benim ve sayısız insanın yan yana gelerek,sadece ama sadece eylemlerini ve başka insanlarla bir araya gelişlerini, sadece şimdi ve burada! yla her an yeniden Gezi’nin imgelemi kılmak isteyenlerin imgelemlerini , toplumsal bir hizip- ki burada SMD oluyor- işgal edilmiş zihinlerin önceden tanımlanmış ‘işleriyle’ işgale kalkışıyor.bu düştüğüm üçüncü not..
Dördüncü ve son notum; kentlilerin çevre konusunda 20. ve taze 21 yüzyıldaki kalkışmalarına bir göz atın hemen hepsi Topçu Kışlası gibi_ fikrende olsa _‘’binalar yapılmasın!’’ diyedir..Siz hiç şehirlerine Müze, Konser, Salonu, Vilayet, Hidroelektrik Santralı, Büyük Kanal yapılsın diye insanların kalkışmalarda bulunduğunu duydunuz mu?..Uygarlık az binayla yüksek hayatlar sürdürmektir.
Birinci notumun getirdiği; Gezi eylemlilikleri gibi spontane süreçler, Kaos teorileri içinden bir fizik kavramıyla değinecek olursam ne yönde gelişeceği bilinemeyen dissipatif -dağılcıl-yapılardır ,içlerinde olağanüstü güzellikte fraktal desenler barındırırlar.Bu süreçlerin mimar zihniyle temsil edilebileceğini sanmak abesle iştigaldir..Niyetiniz ne olursa olsun otoriteryanizmin bir kolu bu abesle iştigallerden türüyor.
İkinci notumun getirdiği; SMD ve direngezi! nin yarattığı Gezi Parkı aynı toplumsal fazın odakları değildir., SMD eğer TV kumandası ise, direngezi!nin Gezi’si kumanda içindeki kalem pildir.Kumanda ile pili çalıştırmaya kalkışıyorsunuz. Had aşımında israr etmeyiniz.
Üçüncü notum şunu söylüyor; Meslekçi mimarlar!.. Okullu insanların zihinlerini o çizimi kuvvetli ellerinizle karıştırmayınız..
Bahsetmediğim bir son not; Sn.Cemal Saydam hocamızın önayak olduğu İstanbul Kanal Projesinin yapımının iptali için hep beraber bir şeyler yapalım..
Ben söyledim diye değil yanlış bir adım atıldı diye bu yarışmayı iptal edip orantısız zekalılara-mimarlık öğrencisi ya da değil- bir yer açınız; mesela buraya nasıl bir yarışma açalım? yarışması ! açılsın....benim SMD ye bu türden yarışma için bir önerim var; ‘Duran Adam’ Sn.Erdem Gündüz için -beni bağışlasın- Taksim de bir yerlerde bir durma noktası ve bakacağı objeyi tasarlayın sevgili insanlar. Ne saçma değil mi?..Aynı ahtapota ayakkabı tasarlamak gibi!..
Lütfen yarışmanızı geri çekiniz. Sakıncalarla dolu bir yarışma bu..
( 1) Yapı Kredi Bankası Yayınlarının Ankara kitabındaki ‘Örtük bir Çatışma Şüphesi’ makalemde mimari proje yarışmalarında Türkiye’deki mimarların tavır ve davranışlarının genetiğinin ipuçları mevcut sanırım

Niye Karşı Çıkılıyor 8, Cenan Kızılay

Yarışmanın yapılmasını sağlayan kontrol güçlerinin dikkate alması gereken bazı noktalar var; Kenan Güvenç'in 2011 yılında incelediği 'Tahrir Meydanı' örneği bugun taksim için ne kadar tanıdık geliyor.

Kenan Güvenç - 18.02.2011 - GAU | Friday Seminars

İLAÇLAR OLDUĞU İÇİN HASTALIKLAR VAR..

Bütün bu yapılanlar, ister ideolojik olsun ister kültürel bir kalıbın içine sokulursa sokulsun; hepsinin tek bir amacı var; insanın toplumsal hayat tarafından kontrolünü sağlamak. Hepsi kontrol güçlerini bunların. Marksist de olsanız, varoluşçu da olsanız farketmiyor. Sonuçta mekan ve zaman adına öne sürdükleri herşey toplumsal hayatın kişi üzerindeki kontrolünün yeniden üretilmesine dönük bir amaç haline geliyor.

Bazı boşluklar vardır mekanın ve zamanın tasarlanmasında dikkate alınmayan mesela;

- instabilite (istikrarsızlık)
- çözülme (bir şeyin oluşmasından ziyade kendi bileşenlerinden başka bir şeye doğru çözümlenmesi)
- karşıtını doğurma
- dönüşümlü ölçeklerde bulunma
- açık hava : özgürlük

Tahrir örneğinde gördüğümüz gibi sadece şehrin içinde bırakılmış bir boşluk var ve o boşluğun kendisi açık hava olduğu için o şekilde özgürce kullanılmasına rahatlık sağlıyor.

Mekansal olanın yani kontrol edilen mekanın içi ile başlıyor. Temizlik ve hijyen duygusuyla başlıyor, dolayısıyla temizlik ve hijyen duygularının terk edilmesiyle beraber bizim özgürleşme alanlarımız başlıyor.

Hangi entellektüel kesimden olursak olalım, ÜSTLENMEYELİM, ORAYI YAPTIK demeyelim. Bizim (Mimarların) aslında yapabildiğimiz hiçbir şey yok aslında. Sadece kontrol edici güçlerin yanında mısınız? Değilmisiniz? Böyle bir tartışma mümkündür benim için...

Niye Karşı Çıkılıyor 5, Kenan Güvenç

merhaba ben kenan güvenç..yarışmayı yeni haber aldım.çıkarılmış bu yarışmayı lütfen hemen iptal ediniz.çünkü bu yarışma tüm gezi ruhunun öne sürdüğü insani,politik,tabiata ve istanbula dair ne varsa onun üzerine mimar sekterliği ile pike yapıyor. çok az insan hariç mimarlar topluluğunun neredeyse tümünün, bu harika yaşamı ,daralta daralta mesleklerine indirgedikleri bir yaklaşıma hapsedip durmaları dünyayı mumyalaştırmıyor mu,mumyalaştırmadı mı? .. mimarların artık turşusu çıkmış düşük profilli dünya algılarınca ilan edilen bu yarışma , yarışma adı altında gezi ile beliren her türlü yeşermenin üzerine konma girişimidir..gezi üzerine konmanın eşlikçisi olmayacaklarını umduğum sn.sepin gibi ,sn.akpınar gibi zarif insanların da , sosyolojisi açısından yarışmanın topçu kışlasını inşa etmekten öte birşey olmayacağını idrak edeceklerini - fikir projesi olsa bile- yanılgıyı daha fazla sürdürdürmeyecekleri kanısındayım. sn.cemal saydam hocanın istanbul kanalı hakkında yazdığı o muazzam,delici metne bir bakın lütfen.herbirimizin,her ağacın,her su zerresinin ,hatta havadaki toz katrelerinin bile , yeryüzüne ait yaşam ölçeklerini nasıl katmanlaştırdığını, dallanıp budaklandırdığını, bu büyük serüvenin bu yüzden hiçbir mesleğin içine sığdırılamayacağını göreceksiniz. kanal istanbul yapılmaya kalkışılırsa SMD bu kez de alternatif kanal fikir yarışması mı açacak.?.21 dergisinin son sayısında sn.onat öktem’in , sn.hossein sadri’nin uyarısını dinleyin..bırakın hiçbir şey yapmasın mimarlar..mesleğin icabı olarak gördüğümüz hiçbi rşey yapmayalım .gezi parkı direnişi baştan beri insanın nesneleştirerek toplumsallaşmasına kaynak sağladığı boğulmuş bir dünyaya; yani sizlerin şimdi de fikirlerinizle kalabalıklaştırmaya kalkıştığınız bir dünyaya gezi insanlarınca yapılan bir reddiyedir..ben de onların yani redçilerin yanındayım..bu yarışmayla müdahillik heveslerinin direngezi ruhunu karbonlaştırmasına şahsen ve fikren izin vermeyeceğim. bütün platformlarda fikren sizlerle uğraşacağımı deklare ediyorum...